You Are Here: Home » Dolu Dolu Yaşamak

Dolu Dolu Yaşamak

Yeni bir haftadan Herkese Merhabalar,

Bu hafta, uzunca süredir kaleme almaya düşündüğüm bir konudan bahsetmek istedim. O da yaşamı anlamak ve anlamlandırmak üzerine… Yıllar önce, sosyal çevreyi ve hayatı anlamlandırma adına yoğun bir soru sorma süreci içerisinde olduğum zamanlarda, insanın doğumundan itibaren yüksek bir merak güdüsü ile hareket ettiğini kolayca fark etmeye başladım. Bilimin araştırmacı nosyonu ve bunun altındaki yüksek merak güdüsüde tam da insanın bu doğasına uygun bir yapıyı ifade etmekte. Aslında insan, en önemli parçası olduğu doğayı, dünyayı keşfetme ve bu keşif yolculuğunda içsel bir anlam arayışı içerisindedir. Bu anlamı bulma ise, daha sistemli bir şekilde ele alındığında Felsefeye giden sürecin habercisi olmaktadır.

Felsefede ise, temel amacın düşüncenin derinliklerinde insanın ve doğanın keşfedilmeyi bekleyen yönlerini düşünce ile ortaya çıkarma ve bunla birlikte onun yaşamına yeni düşünceler üretip, bu düşünce yolculuğunun sürekli kılınmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir. Düşüncenin teorisi olarak adlandırılan bu arayış, temel de insanın güçlü ve fakat bir o kadar kırılgan yapısını da izah etmektedir. Bütün bunlar, insanın ömrü ile sınırlandırıldığında ise, yaşamın daha iyi nasıl ve daha mutlu ne yönde yaşanması gerekliliği soruları ortaya çıkmaktadır.

Bu güzide varlık insanın, yaşamı anlamlandırma arayışı ise toplumsal hayatı meydana getirmekte ve bireylerin tek tek bu arayışı, toplumsal mutluluğu ve yaşamın kolektif boyutunu ön plana çıkartmaktadır. Sağlıklı düşünen bir toplumun, bugünün ve geleceğin teminatı olduğu ise su götürmez bir gerçektir. Hayat, onun gerçekten her anını dolu dolu yaşayacağımız bir yapıyı hak etmektedir. Bu tabiri ise üniversite yıllarımda kendisinden çok şey öğrendiğim Prof. Dr. Özcan Köknel’in bir kitabından edindim.

Köknel’e göre, insan akıl ile düşünce gücünü inşa etmekte ve bu düşüncenin ortaya koyduğu çıkarımlar ile hayatı anlamlandırmaktadır. Bilişsel terapiye giriş mahiyetinde olan bu yaklaşıma göre, hayat ancak onu dolu dolu yaşamaya çalıştığınız ve karşınıza çıkan zorluklara karşı üstünlük taşıyabildiğiniz ölçüde size mutlu etmektedir.

Ancak bu mücadele kimi zaman, istediğimiz boyutlarda olamamakta ve bireyin bilişsel savunma mekanizması sağlıklı işleyemeyebilmektedir. Bu ise depresif bir yapının izahı olmaktadır. Sanıyorum şu sıralar ülkemizde olduğu gibi… Sokağa çıktığınızda yüzleri gülen, birbirine saygı ve sevgi ile selam veren insanları çok daha az görür olduk. Daha düşüncede birbiri ile adeta harp etmeye hazırlanan topluluklar haline geldik. Farkında olmadan günlerimiz, saatlerimiz ve anlarımız tam da bu düşünsel çarpıklıkla yitip gidiyor.

Dr. David Burns’e göre bütün bunlar otomatik düşüncelerdir ve aslında insanın gizli gerçekliğiyle bağlantılı değildir. Kısıtlı insan ömründe, gerçekliklerinde farkında olarak insanların mutluluğu yakalayabilecekleri ortak noktaların arttırılmasının gerçektende zor olmadığı kanaatindeyim. Ancak, bireysellik ve tüketim kültürü o kadar her yanımızı kaplamış ki, çalışmaktan, üretmekten, bırakın bunları düşünce bile açıklamaktan üşenir bir hale gelen toplumumuz var. Ve maalesef toplumumuzun çoğu, neredeyse tamamı mutlu değil. Halbuki gençlik dinamizmine sahip bireylerde dahi oldukça fazla görülen bu karamsarlık, temelde hayatı anlama çabasının eksikliğine dayanmaktadır.

Öte yandan, İz bırakmaya çalışmak günümüzün en popüler tabirlerinden birisi oldu. Ancak, iz bırakmak için önce iz bırakabilecek düşünce sistematiğine sahip olmak gerekmektedir. Bu ise, mutluluğu arama yolcuğuna çıkmak ve bu yolculukta hayatın hemen hemen her yönünü dolu dolu yaşamaya bağlıdır. Tarihteki büyük liderlerin ortaya koyduğu bu yüksek inanç ve karakterin altında ise tam da hayatı gerçekten dolu dolu yaşamak ve her andan mutlu olmaya çalışmak gelmektedir. Gelelim bu dolu dolu yaşamanın içeriğine. Şüphesiz bunun en önemli özelliği, hayatı dengede tutmaya çalışmak. Olmaz, katiyetle, kesinlikle, mutlaka gibi ifadeleri hayatımızdan biraz uzaklaştırıp, aslında bu da olabilir, bunu böyle de yapabiliriz. Bence senin söylediklerin de makul kelimelerini biraz daha hayatımızın odak noktası yapmalıyız. En önemlisi de, enerji düzeyimize inanmalı ve nefesimizi doğru kullanarak bunu düşüncemizin pür yapısı ile bütünleştirmeliyiz.

Ve tabiki hayatta, birkaç özelliğimizin olmasına en azından bir konuda kendimizi çok iyi ifade edebilme özelliğine de sahip olmalıyız. Sabahları erken kalkmaya çalışıp, güneşin 24 saatte dünyada topladığı güzellikleri kendi içimize dahil etmeye çalışmalıyız. Yani, insanı keşfetme yolculuğuna çıkmalı ve bu yolculuğu ise dolu dolu geçirmeliyiz.

Öyle diyor ya Nazım Hikmet;

Yaşamak şakaya gelmez,

Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın,

Bir sincap gibi mesela,

Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

Yani bütün işin gücün yaşamak olacak…

About The Author

Number of Entries : 63

Leave a Comment

© 2012 Yakup GENÇ

Scroll to top